Short story (Greek/Turkish): “Το ποτάμι” του Αντώνη Σαμαράκη/ Antonis Samarakis: “Nehir”

Short story (Greek/Turkish): “Το ποτάμι” του Αντώνη Σαμαράκη/ Antonis Samarakis: “Nehir”

Çevirmenin Notu adlı derginin onuncu sayısında Antonis Samarakis’in Yunancadan çevirdiğim Nehir adlı öyküsü yayımlandı.

Çevirmenin notu 10

Yunanistan’da en çok okunan yazarlar arasında yer alan Antonis Samarakis 1919’da Atina’da doğdu. Hukuk fakültesini bitiren Samarakis ilk kez 1954’te yayımlanan “Umut Aranıyor” adlı öykü kitabıyla edebiyat dünyasına açıldı (Türkçesi 1991’de Cem Yayınevi tarafından yayımlandı). 1965’te yayımlanan “Yanlış” (Türkçesi 2006, İletişim) adlı romanı Yunanistan ve Fransa’da çeşitli ödüllere layık görülmüştür. Samarakis özellikle romanlarında kendi ülkesinin toplumuna ve dünya siyasetine eleştirel bir bakış yöneltiyor.

Okuduğunuz öyküde bir nehrin içinde yüzen iki çırılçıplak düşman askeri birbirinden ayıracağına nasıl birleştirdiğini anlatıyor.

Başlangıcı şöyle:

“Emir apaçıktı. Nehre girmek, hatta ona iki yüz metreden fazla yaklaşmak yasaktı. Bunun yanlış anlaşılacak yanı kalmamıştı. Bu emre karşı gelen herkes askeri mahkemede yargılanacaktı. Bir kaç gün önce binbaşının ta kendisi okumuştu bu emri. Bütün taburu içtimaya çağırmıştı o gün. Tümgenerallikten çıkan bir emirdi bu, dalga geçilecek gibi değildi hiç. Neredeyse üç hafta oldu nehrin bu tarafında konuşlanalı. Nehrin diğer kıyısında düşmanın, yani Ötekilerin, yeriydi – herkes Ötekiler derdi onlara. İşsiz güçsüz geçen tamı tamına üç hafta. Elbette bu durum çok sürmeyecekti, ama şimdilik savaş durmuş gibiydi. Nehrin iki kenarı da boydan boya ormanla sarılıydı, bir deli ormanla. Her iki taraf da kendi ormanının içine kamp kurmuştu. Alınan bilgiye göre Ötekiler iki tabur bulunduruyordu orada. Buna rağmen saldırmıyorlardı. Kim bilir niyetleri neydi. İkisi de ormanın gizli noktalarına nöbetçi asker yerleştirmişti.

Üç hafta! Üç hafta nasıl geçmişti öyle! Yaklaşık iki buçuk sene önce başlamış olan bu savaşta bu kadar uzun bir ara verildiği görülmemişti. Nehre ilk vardıklarında hava daha soğuktu. Ama bir kaç gündür iyice ısınmıştı. Ee, bahar gelmişti artık.

Nehrin yolunu tutan ilk asker bir başçavuştu. Gizlice nehrin kenarına kadar yürüyüp suya dalmıştı. Çok vakit geçmeden kampına döndü, sürünerek ve bir yanında iki kurşun yarasıyla. Bir sonraki gün iki asker daha nehre gitti. Bir daha kimse görmedi onları, sadece silah sesi duyulmuştu o gece, sonrası sessizlikti (…).”


About this entry